15 Haziran 2011 Çarşamba

2011 Genel Seçimleri Değerlendirmesi: "AK PARTİ"

12 Haziran genel seçimleri yüzde 87,1 katılım oranı ve AK Parti'nin yüzde 49,9'luk (325 MV) zaferi ile sonuçlandı. Seçim sonuçlarına göre CHP yüzde 25,91 (135 MV), MHP yüzde 12,99(54 MV), Bağımsız(BDP) yüzde 6,65 (36 MV) oy alabildi. Seçim sonuçları her parti için ayrı bir sürprizi ortaya koydu. "Barajı geçebilecek mi acaba?" denilen MHP, yüzde 12,99 oy alarak bütün tahminleri yanılttı. Ben de açıkçası bu kadarını beklemiyordum. Keza hedefi yüksek koyup yüzde 25,99 oy alan CHP'de de hayal kırıklığı çok büyük oldu. Seçim öncesi 30 puan ve altı gerçekleşirse istifa ederim diyen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve yardımcısı Gürsel Tekin'in bundan sonraki yol haritalarını nasıl belirleyeceklerini merakla bekliyorum. Yine bir diğer sürpriz ise BDP destekli bağımsızlardan geldi, -ki herhalde yüzde 10 barajını da geçseler 40 civarı vekil çıkarabileceklerdi- 36 milletvekili çıkardılar. Oldukça önemli mesajlar veriyor, onu da BDP'yi konu edineceğim seçim değerlendirme yazımda anlatacağım.
4 bölümde değerlendireceğim seçim sonuçlarını. İlk bölümde AK Parti'nin zaferini ve seçim stratejisine dair gözlemlerimi paylaşmak istiyorum. Evet, şu bir gerçek ki stratejinin merkezinde Recep Tayyip Erdoğan "markası" vardı. Daha önceki genel ve yerel seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de Başbakan Erdoğan'ın süreçteki adımları seçimlerin de kaderini belirledi. Ve tabi bu kader belirleme sürecinde Erdoğan'ın yakın çalışma arkadaşları, danışmanları, siyasal iletişimcileri, araştırmacıları, ve adeta bir makina çark sistemi gibi tıkır tıkır çalışan teşkilatlarının da payı büyük oldu. Yani kısacası zaferin inşasında sağlam, kaliteli malzeme kullanıldı.
Erdoğan'ın sert mizacının ve süreçte attığı bazı adımların, söylediklerinin oy kaybına neden olacağı yargısı dile getirildiyse de bugün anlıyoruz ki hiçbiri plansız, programsız değildi. Belli bir plan dahilinde hareket edildi ve "kesin bilgi" ile hareket edildi. Herhalde en önemli bilinmesi gereken buydu. Bu imajının yanında karar alma süreçleri çok hızlı oldu, teşkilatları da buna ayak uydurdu. Ve tabi bu seçimlerde dikkat çeken birşey de Erdoğan'ın kendisine yakın isimleri ve teşkilatların sevdiği isimleri listelerinde değerlendirmesi oldu. Ahde vefasını bir kez daha göstererek, kimseyi küstürmeden "içerideki" bağı daha da güçlendirdi.
Planlı, Programlı, Projeli
Seçmenin ilgisi "güven" verene oldu. Gerçekten de Erdoğan'ın böyle bir algısı var vatandaşların gözünde. "Dediğini yapan, sözünde duran, işini bilen, akıllı ve yürekli bir adam" algısı seven-sevmeyen herkesin dile getirdiği özellikleri. Doğal olarak 2023 hedefi doğrultusunda ortaya koyduğu projelerde heyecan yarattı. Herhalde bir Kanal İstanbul projesini Kılıçdaroğlu ya da Bahçeli öne sürseydi, seçmen "Cem Uzan vari" bulabilirdi onları. Ama Erdoğan'ın kesinlikle böyle bir algısı olmadı. Bu güven algısı Erdoğan'ın elini daha da kuvvetlendirdi. Bununla birlikte öne çıkan çok şey vardı ama en önemlisi AK Parti bir plan ve program dahilinde hareket ediyordu. Mitinglerin düzeninden, Erdoğan'ın konuşmalarına, son dakika sürprizlerine verilen tepkiden, rakipleri eleştirme biçimi ve dozuna kadar herşey belli ve düzenliydi. Öykü Ajans Başkanı ve siyasal iletişim uzmanı Necati Özkan'ın dediği gibi "önce strateji sonra taktik" kuralını işlettiler. Stratejileri "İstikrar Sürsün, Türkiye Büyüsün; Hedef 2023" söylemi üzerine kuruluydu ve bu hedefin gereği olarak yakalanması gereken oy oranı için de rakipleri alt etmenin çeşitli taktikleri vardı. Hepsi zamanı geldikçe kullanıldı.
Bu seçimde CHP ve kısmen MHP'nin, seçmenin "projesi olana oy verdiği" gerçeğini fark etmeleriyle kendilerini o noktada konumlandırmaları herhalde AK Parti'nin ekmeğine yağ sürmüştür. Proje ve icraatçı olmak vasıfları AK Parti'nin genlerinde mevcuttu, stratejisi olmadan söylemle başarı yakalayacağını düşünen muhalefet partileri nitekim aldıkları sonuçlarla hem başarısız oldular hem de AK Parti'yi daha da kuvvetli hale getirdiler. Bu da AK Parti seçim kampanyasının gözüme çarpan etkili dış faktörlerinden biri oldu.
Haydi bi daha
AK Parti'nin bütün seçim algısı pozitiflik üzerine kurguluydu. Hatırlayın reklam filmlerini, gazete ilanlarını. Hiçbirinde negatif bir algı yoktu. Ve bu noktada rakiplerinin özellikle CHP'nin negatif kampanya stratejisi AK Parti'ye kazandıran başka bir faktör oldu. Var olanı anlattı, olması gerekeni umut enerjisiyle belleklere kazıdı. Hele ki son haftada dönen "haydi bi daha" seçim şarkısının kitleleri çok etkilediği gerçeği ise göz ardı edilemez.
CHP-MHP-BDP İttifakı Vurgusu
Bir önemli olay ise AK Parti'ye karşı CHP-MHP-BDP ittifakı söylemini dile getirmesi oldu. Bunu güçlendiren ve Erdoğan'ın haklılığını ortaya çıkaran iki gelişme oldu. Biri CHP'nin Hakkari mitingi, diğeri de MHP'nin Diyarbakır mitingi. CHP'nin o ildeki etkinliği dikkate alınınca yapılan miting ve sonrasında BDP'li yöneticilerin ifade ettikleri CHP'ye kaybettirirken AK Parti'ye kazandırıyordu. MHP'nin mitinginin ise iki anlamı vardı; birincisi, AK Parti öylesi güvenli bir ortam yarattı ki MHP bile Diyarbakır'da miting yapabiliyor. İkincisi de Erdoğan'ın blok iddiasını güçlendirici tarafı ve tabi MHP liderinin BDP'ye, BDP-CHP arasındaki yakınlaşmaya ve söylemlerine dair tek kelime etmemiş olması. Öylesi sert söylemler dile getirdi ki Habur skandalı bile unutuldu. Enterasan olan sanki akıl tutulması yaşamış gibi muhalefette bunu işlemeyi beceremedi. AK Parti, bu algı sürecini hem çok iyi işledi hem de çok güzel yönetti.
Skandal Kasetler
MHP kasetlerinin bir zaman sonra önüne geçilemez hal almaya başlaması ve müsebbibinin Erdoğan olduğu algısı oluşmaya başlaması AK Parti'yi zora sokacak gibi oldu bir ara. Erdoğan, ilk başlarda kaset konusunda vurduğu MHP'yi, zamanla üzerine kalacağını anlaması üzerine taktik değiştirerek kullanmaktan vazgeçti. Ve burada da algıları yönetebilme becerisini gösterdi. Durumun vehameti ve bilgi eksikliği de MHP'nin bu durumu kullanmasına engel oldu, dahası MHP'de kapanmasını istedi seçimlere kısa bir süre kala.
Mütedeyyin Kesimi Etkileme
Önemli bir etken de yüksek öğrenimde başörtüsü sorununu sessiz sedasız çözmüş olmasıdır. Özellikle SP ve Has Parti başarısızlığında, seçmen kaymasında bunun etkili olduğunu düşünüyorum. Yine bu kesim üzerinde etkili olan Filistin meselesine bakış, Mavi Marmara olayındaki tavır, one minute çıkışı AK Parti'ye kazandıran faktörler oldu.
Demirel ve Ergenekon Algısı
AK Parti'ye kazandıranlardan biri de Ergenokon'dan tutuklu mahkumların CHP ve MHP'den adaylıkları oldu. Erdoğan bunu da yine başarıyla kullandı. Özellikle ismi karanlık olaylarda geçen, şaibeli isimlerin aklanmadan böylesi bir adaylık sürecinde yer alması muhalefeti yaraladı ki mesela İlhan Cihaner ve Prof. Dr. Mehmet Haberla'ın adaylıkları CHP teşkilatlarında bile tepki topladı. Yine bu süreçte Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de CHP üzerindeki etkisi ve toplumdaki algısını AK Parti ve Erdoğan başarıyla yönetti. Bugün yayınlanan Zülfü Livaneli'nin öngördüğü "Demirel'in seçtirdikleri Haberal başkanlığında ya yeni parti kuracak ya da DP'ye geçecek" savı gerçek olursa işte o zaman CHP'de yaşanacak traji komik süreci görenler Erdoğan'ın da haklılığına aynı oranda pay verecek.
Bundan Sonra Ne Yapmalı?
Erdoğan'ın seçim zaferi konuşması da oldukça etkileyiciydi ama bundan öncekiler de öyleydi. Toplumun kaygılı kesimlerini biliyor, dertlerini de biliyor ama giderme noktasında adımları atmakta güçlük çekiyor. Kendi pragmatik yaklaşımını onlardan bekliyor, gelmeyincede sinirleniyor. Bu özelliğini bu dönemde biraz daha törpülemesi ve artık gerçek manasıyla "ustalık" yapması gerekiyor. "Usta olan şikayet etmez, öğretir." Benim Başbakan'dan beklediğim yılmadan, yorulmadan demokratik hakların genişlediği, ekonomik refahın toplumun her kesimine yansıyacağı, kaygı giderici, uzlaşmacı adımları atmasıdır.
Seçimlerin sonuçları AK Parti'ye "çok çalışın, daha çok çalışın ve üretin" derken, diğer yandan da "uzlaşın, çatışmadan kaçının" mesajını da veriyor. Türkiye'deki en demokratik ve temsil gücü yüksek parlamento oldu 24. dönemde. Seçmenin yüzde 96'sı temsil ediliyor, anayasa yapmaya da tam yetkilidir bu meclis. Bu yükün altından kalkamayan iktidar da muhalefet partileri de ezilmeye, yok olmaya mahkum kalacaktır. Hizmet sunmak, çok çalışmak, ekonomik başarı, samimiyet, örgütsel başarı gibi becereleri olan AK Parti'nin ve Erdoğan'ın bundan sonra "uzlaşmacı" tarafını da gölgede bırakma şansı kalmamıştır. Bu dönemde AK Parti uzlaşmaya çabalar muhalefet yanaşmazsa şüphesiz ki bunun mağduriyetini yaşayacaktır ve bir sonraki seçimlerin kaderini de bu belirleyecektir. Diğer işlerdeki becerisini burada da gösterebilirse Türkiye demokratikleşme sürecinde bir adım daha ileri gidecektir. Bölgemizdeki yaklaşımları, güçlü ekonomisi, barışçıl yapısı ile Türkiye'nin önemli bir güç olacağı aşikardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Twitter

Google+ Followers