“AK Parti ve Gülen'i bitirme planı” dosyasıyla birleştirilen
İnternet Andıcı davasında önemli bir karar çıktı. Hükümeti yıkma amaçlı
sitelerin kurulma emrini verdiği gerekçesiyle ifade veren Emekli Org. İlker Başbuğ’un
sevk edildiği mahkeme ‘darbeye teşebbüs ve terör örgütü yönetmek’ suçundan
tutuklanmasına hükmetti. Silivri Cezaevi tarihi misafirlerinden birini daha
konuk etmeye başladı.
Türkiye bir hukuk devletidir. Tabi ki kimse mahkeme kararı
ortaya çıkmadan suçlu ilan edilemez. Hukukî süreçlerde, bu süreç devam ederken
peşinen yargılarda bulunmak doğru değil. Önce bunun bilinmesi gerekir. Sonra da
tabii ki herkesin yargı karşısında sorumluluğu vardır. Dolayısıyla herkes hukuk
karşısında eşittir. Demokrasilerde herkes eşittir, bu noktada imtiyaz yoktur,
dolayısıyla yargının işine de kimse müdahale edemez. Bağımsız yargıdan kimse
korkmamalıdır. Eğer yargı bu noktada elindeki bilgiler, belgeler doğrultusunda
hareket etmeyecek olursa, o gördüklerini, bildiklerini saklayacak olursa, o
zaman bu bağımsız bir yargı olmaz, o zaman o ülke de demokratik bir ülke olmaz.
Önemli olan bu hukukî sürecin en kısa sürede tamamlanması ve gereksiz
spekülasyonların önüne geçilmesidir. Ümit ederim, bu hukukî süreç en kısa
sürede tamamlanır!
Bir hatırlatma: Twitter’da çokça yazıldı “İlker Paşa
tutuklanan ilk Genelkurmay Başkanı değil” diye. Doğru ama içerik anlamında
farklı; bundan 51 yıl önce yine bir Genelkurmay Başkanı tutuklanmıştı. Ancak
onun tutuklanma nedeni darbeci değil, “darbe karşıtı” olmasıydı. 1960
İhtilali'nde hükümet yanlısı olarak görüldüğü için Org. Rüştü Erdelhun
tutuklanmış, Yassıada’da rütbeleri sökülmüştü. Ardından idama mahkûm edilmiş,
cezası daha sonra müebbet hapse çevrilerek Kayseri Cezaevi'ne kapatılmıştı.
Bugün de bir Genelkurmay Başkanı tutuklanmış bulunuyor ama
bana göre süreç normaldir. Türkiye siyasi tarihinde nice başbakanlar,
cumhurbaşkanları, bakanların da yargılandığını biliyoruz. Onlar
yargılanabiliyorsa pekâlâ bir Genelkurmay Başkanı’da yargılanabilir. Sürece
odaklanmak en doğrusudur. Bir tarafta bir iddia makamı var, diğer tarafta da
savunmasını yapacak taraf var. Bu süreç içerisinde olup bitenleri göreceğiz. Böyle
bir olayın gerçekleşmesi elbette önemli ama süreci izleyip, kararın tez zamanda
çıkması çok daha önemli. Bu anlamda bizler de iddiaları ve savunmaları görünce
daha sağlıklı bilgileneceğiz.
Emekli Org. İlker Başbuğ’un şimdiki duruma gelmesinin de
haklı gerekçeleri var tabi ki. Malum, İnternet Andıcı Davası’nın tutuklu sanığı
tutuklu Korgeneral Mehmet Eröz, ‘Andıç’ emrini dönemin Genelkurmay Başkanı’nın
verdiğini söylemişti. Yine Yüzbaşı Murat Uslukılıç’ın iddiasına göre ise Albay
Dursun Çiçek kapatılan sitelerin tekrar açılması talimatını verdi. Çiçek’in de
dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız’ın emriyle hareket
ettiğini savundu. Andıcın hazırlandıktan sonra Orgeneral Hasan Iğsız’a
sunulduğu, Iğsız'ın da “Sn. Komutana arz” notu yazdığı ifadelerde var.
Bütün bu yaşananların da haklı gerekçesi var. Askerin
mantığı bellidir: Emir komuta zincirinin mantığında üstün emri tartışılmaz. Üst
“emreder”, ast da “emredersiniz” der! Verilen emir mantıksız dahi olsa,
imkânsız bile olsa ast uymak zorundadır. Üst kimse irade sahibi de odur. Onun
altındakilerin hepsi emir kuludur. İnternet Andıcı Davasında tutuklu olanlar da
haklı olarak “Biz emir kuluyuz içerdeyiz, emri veren ise dışarıda” diyorlardı.
Haklılardı!
Ülkeyi savunmakla görevli bir kurumu, toplumu tehdit eden
bir kötülük kaynağı haline getiren darbe süreçleri Türkiye’nin şimdiye kadar
görmüş olduğu ve görebileceği en büyük tehlikedir. Ne var ki, TSK için aşina
kılındığımız rutin, bu tehlikenin ta kendisi olmuş. İnternet andıcını ve
yargıya bahis diğer faaliyetleri düşünebilen, uygulayabilen bir hiyerarşik
düzenden ülkenin hayrına hayırlı bir iş çıkacağını düşünmek akıllıca değil pek.
27 Mayıs’tan 12 Mart’a 12 Eylül’den 28 Şubat’a kadar bütün darbelerin hepsinde
bu tarz eylemler var ve bu eylemler Türkiye’nin muzdarip olduğu ne kadar kin,
nefret ve ayrıştırıcı duygu ve unsur varsa hepsini topluma eken bir eylem
biçimi olarak tarihte yerini aldı.
Bu sorunun şahıslardan ziyade bir yapısal sorun olduğu
açıktır. Bir Genelkurmay Başkanı hakkında bu anlamda açılan bir soruşturma aynı
zamanda bir ordu anlayışı hakkında açılan soruşturmadır. Bu davada sadece suça
karışmış askerler değil, bu suçu işlev edinmiş bir ordu anlayışı ve yapısı da yargılanacak.
İlker Paşa da, diğerleri de tutuklanmalarına sebebiyet veren
eylemleri gerçekleştirirken faydalı bir şey yaptığına inanıyorlardı. Çünkü kurumun
geleneklerinden öyle öğrenmişlerdi. Gelinen noktada onların da “yargılanabilir”,
“hesap verebilir” olmaları da onlara büyük bir şok yaşatıyor. Düne kadar kimsenin
soruşturamadığı, aklının ucundan geçiremediği şeyler bugün gerçekleşiyor. Keşke
işler bu noktaya kadar gelmeseydi. Üzüntü verici yanı kişilerden ziyade temsil
ettikleri kurumun böylesi sarsıcı olaylarla karşı karşıya kalmasıdır.
Toplumun her kesiminden olumlu-olumsuz tepkiler de
gelmektedir ki doğaldır da. Ama milli iradenin tecelli ettiği Meclis çatısı
altında ana muhalefet lideri olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediklerine ise
anlam vermekte zorlanıyorum. Kendisi diyor ki;
“Özel yetkili mahkemelerin adalet dağıtan birer mahkeme olmadığını,
bunların siyasi otoritenin aldığı kararları onaylayan mahkeme olduğunu daha
önce ifade etmiştim. Aynı düşüncemi sürdürüyorum.” Emekli Org. İlker Başbuğ'un
Yüce Divan'da yargılanması gerektiğini de sözlerine eklemiş. Daha işin başında
mahkemeyi itibarsızlaştırma çabasına anlam veremiyorum. Bu tavırlar ana muhalefet
partisi liderine yakışmıyor. Kurultay yaklaşırken birileri kendisine “ağzına
geleni söyle” demiş midir bilmem ama problem şurada, ana muhalefetin lideri,
bir türlü sahici bir iktidar adayı gibi davranamıyor. Hep o yaşına göre akıllı,
hazırcevap, etrafından aferin bekleyen sevimli çocuk tepkileri. Böyle birine
ben başbakanlığı emanet etmem!
Konumuzun esasına dönersek bu yargılama sürecinin ordunun
anlayışının da yargılanacağı süreç olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Başka bir TSK’nin
da mümkün olabildiğini ve böyle bir TSK’nin Türkiye için gerçekten de güç ve
güven kaynağı olabileceğini ise mevcut Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel
şöyle ifade ediyor: “Biz de diğer sivil bürokratlar gibi siyasetin emrinde olan
bürokratlarız. Bir imtiyazımız olduğu duygusundan kaçınmamız lazım.” Üniformalı
olmanın ayrıcalıklı olmak anlamına gelmediğini dile getiriyor Org. Özel. Demek ki
neymiş; TSK için, demokratik bir toplum için aşina olmamız gereken standart;
hiç de imkânsız değilmiş!



