12 Haziran 2013 Çarşamba

#DirenGeziParkı Protestoları Başbakan Erdoğan'dan Ne İstiyor?


15 günü geride bırakan Gezi Parkı protestoları için tarihe not düşmek istediğim şeyler var.

Bir önceki blog yazımda Gezi Parkı'nda öne çıkan gençlerin kimliğine ve eylemlerinin samimiyetine, ortaya çıkışının nedenlerine, tepkilerin niçin AK Parti'de değil de Başbakan Erdoğan üzerinde yoğunlaştığına dair paylaşımda bulunmuştum. Aynı zamanda Gezi protestolarını neden desteklediğimi, hassasiyetlerimi de paylaştım.

Bu zamana kadar orada bulunduğum süreçte hiçbir olumsuzluk örneği eylem ya da söyleme karışmadım, orada edindiğim arkadaşlarım da hep böyle kişiler olageldi. Özünde Gezi Parkı dışındaki şiddet doğurma meyilli eylemleri de onaylamadım. Ama elbette başka şehirlerdeki destek yürüyüşleri de önemli idi.

Bir önceki yazımdan sonra Başbakan Erdoğan'ın Gezi'nin beklediği açıklamaları geçtim, krizi daha da büyüten söylemleri, karşılama mitingleri olayı çok başka boyutlara taşıdı. Başbakan'ın çizdiği çerçeveye bakarsak bu eylem masum değil; arkasında dış güçler, faiz lobisi vb artık aklımda tutamadığım yerli yabancı bir dünya görünür olmayan ama ellerinde onların dahlinin belgesinin olduğunu ifade ettiği çevreler var. Bir parantez açmak istiyorum burada. Endişe verici gelişmelerin de Gezi Parkı çevresinde ortaya çıkması doğrusu beni endişelendirdi. O esnada İBB Başkanı Kadir Topbaş ve Vali Hüseyin Avni Mutlu'ya sorunun çözümü yönünde makul önerilerde bulundum, görüşmek istediğimi de ekledim. Ertesi gün beni İBB Başkanı tarafından verilen bir talimatla danışmanı aradı. Olayları, amaçlarını, varmak istediği noktayı ve hatta çözüm önerilerimi ilettim. Bunları sonrasında twitter'da da yazdım. Onlardan sonra Beyoğlu Belediyesi Özel Kalem Müdürü Erol Ökten ulaştı bana ve bir şeyler yapmak istediklerini, uzlaşı için Beledi Başkanı Ahmet Misbah Demircan'ın aracı olmak istediğini ve yardımcı olmamı rica ettiler. Başkan ile de görüştük, park içinden ve internet ortamından bu eylemin öncüsü ve etki gücü yüksek gençleri, sanatçıları ve paydaşları ile de iletişime geçtim. Lakin ne olduysa o an oldu ve biz bunu yaparken Başbakanlıktan bir açıklama geldi; çarşamba günü 16:00'da Ankara'da AK Parti Genel Merkezi'nde bir heyet ile görüşme yapılacağı açıklandı. Benimle iletişime geçen yetkililer ile görüştüm, durum üzerinde konuştuk. Bu esnada bizden bağımsız gelişen bu durum ve görüşmeye katılacakların kimlikleri birçok arkadaşımızın da uzak durmasına neden oldu. Biz de sürece dahil olmak yerine izleme kararı aldık. Bu yazı yazılırken de görüşmeye başladılar.

Başbakan elindeki bilgi ve belgelerin mahiyetini açıklamadığı için doğruluğunu bilmediğim bu tür söylemler doğrusu inandırıcılıktan yoksun. Gezi Parkı gençleri için de bir anlamı yok. Bizim tek derdimiz vardı; o da Gezi Parkı idi. Ama Başbakan'ın süreçteki yok sayma, önemsememe, ben ne dersem o hali bir yerden sonra bizleri incitici söylemlerin de içinde olduğu konuşmalarında dış güçlerin, lobilerin, Türkiye'nin güçlenmesini istemeyenlerin varlığına işaret edince bizdeki algısı sadece komplo teorisi oldu.

Başbakan'ın en başından beri yaptığı en büyük hata gençleri bir türlü anlamayan, küçümseyen tutumu oldu. Olayların içinde CHP olmamasına rağmen mevzuyu oraya yıkma çabası, konuşmalarında paylaştığı verilerin kendisi ile çelişmesi, dini hassasiyetler üzerinden bir yerlere mesajlar verme çabası, tabanını sokağa çıkmamaları için zor tuttuğundan bahsetmesi, kızgın ifadeleri bir endişe halinin yansımasıydı.

Sorun çok basitken bu mesele nasıl oldu da 15 günde ülkenin varlığını, hükümetin kendisini tehdit eder hale geldiğini/getirildiğini anlamak mümkün değil. Başbakan Erdoğan siyaset sahnesinde gerginliklerden beslenen bir siyasetçi. Ortaya zaman zaman attığı bir mesele üzerinde siyasetçilerin ve kamuoyunun tepkisini ölçer ve gerginliklerden genellikle de avantajlı çıkardı. İlk defa siyasetten bağımsız, sokakta, demokratik bir tepki biçimi olan gösteri ile karşılaşınca nasıl oldu da krizin bu kadar büyümesine izin verdi ya da bunu kendisi bizzat büyüttü anlamak mümkün değil.

Bunu büyütme nedeni bilinçli ise; bastıracağını düşünerek henüz dokun(a)madığı bir kesimin biletini mi kesmekti amacı? Yok bilinçsiz ise olayların büyümesiyle ilk ciddi krizde AK Parti kurumsalının ve kendisinin yönetimsel zaafiyetinin ortaya çıkışı mıydı?

Doğrusu ben eldeki somut veriler üzerinden konuşmayı tercih ediyorum. Onun haricindeki bilgiler benim sokağa çıkma nedenimi ortadan kaldırmıyor. İktidarın ve Başbakan'ın yerini korumak için bu tür psikolojik harp tekniklerini kullanıp kullanmadığını bilemem.

Yerel yöneticilerle konuşmalarımda bana net bir gerekçeden bahsettiler: "Başbakanımız bu projeyi seçimden önce vaat etmesi ısrarının da sebebidir." Bu gerekçeyi anlamakla beraber aynı vaatler gibi başka vaatlerin de olduğunu, onların gerçekleşmesi için bu kadar ısrarcı olmadığını ifade ettim. Buna doğal olarak bir cevap alamadım. Burada AK Parti Seçim Beyannamesi, burada da 61. Hükümet Programı arzu eden incelesin ve nelerin yerine getirilip, getirilmediğini kendisi görsün. Benim için en önemli ve referandumu da yapılmış, halk desteği alınmış yeni Anayasa bunlardan sadece bir tanesi. Ki ne olursa olsun yapacağız denildi. Yine Anayasa'ya paralel olarak Siyasi Partiler Kanunu ve seçim sisteminin demokratik ve katılımcı bir perspektifle düzenleneceği taahhüdü de yerine getirilmedi. Temsilde adaletin sağlanması için tedbirler alacağız denildi, o da gerçekleşmedi. "Yüzde 10 seçim barajı nedeniyle millet iradesinin önemli bir kısmı mecliste temsil imkanı bulamamaktadır." cümlesi beyannamenin içinde geçiyor. Yine "Devleti herkesin kendisi olarak temsil edildiği bir yapıya dönüştüreceğiz." vaadi o beyannamede.

Şimdi soruyorum bunların gerçekleşmesi, Türkiye'nin önünü açacak acil demokratikleşme meseleleri değil midir? Başbakan'ın bu meseleleri halletmesi için önünde hangi faiz lobisi ya da iç-dış güçler durmaktadır?

Aslında AK Parti'nin bugün en nihayetinde gelip çattığı sorunların başında meclisteki temsiliyet sorunu. Baraj yüksekliği en büyük engel. Gezi Parkı sorununun çözümünde de yetkiyi yerele devredememe, Başbakan'ın her konuda karar verici olması ellerini kollarını bağlıyor. Görüşmelerim ve onların kamuoyu açıklamaları bu sorunu çözmeye en vakıf kişiler olduğudur.

Benim Gezi ekseninde ortaya çıkan iktidarın kendi yaşam biçimini dayatma, kendi muhafazakar yaşamının modelini ülke genelinde olması gereken biçim olarak aktarımı rahatsızlık verici. Bu eksendeki bütün farklı dirençler Gezi'de patlama yaptı. Muhalefetten umudunu kesen halk meydana çıktı.

Protestonun büyümesi provokatörlerin de ortaya çıkmasına neden oldu haliyle. Ama moda deyimle diyeyim; gençler Gezi'yi onlara yedirtmedi. Onların Gezi'yi destekleyenlere oranı da yüzde 1'dir ancak.

Gelelim sonuçlara;

- Gezi Parkı protestoları halkın ilk demokratik hak arama eylemi oldu bu iktidar döneminde.
- AK Parti ilk sosyal krizde kurumsal olarak çöktü.
- Başbakan Erdoğan sosyal krizi siyasal söylemlerle çözme yoluna giderek olayların büyümesine neden oldu.
- Gezi Parkı gençleri kendisine uyuyorlar, içleri boş, apolitik diyenlere gereken cevabı verdi.
- Kitlelerin lidersiz ama birlikte, yazılı olmayan kurallarla ilk eylemine tanık olduk.
- Lidersiz eylemler muhatap sorunu yaratıyor. Muhatabın kim olunduğunun bilinmemesi her iki taraf için de çözümü bulmayı zorlaştırdı.
- Sosyal medya önümüzdeki seçimlerde en önemli iletişim aracı olacak.
- Obama'nın bile artık birçok siyasi-sosyal kriz anında sosyal medyayı kullanarak lehine çevirdiğini düşünürsek Başbakan Erdoğan'ın da baş belası olmaktan vazgeçmesi faydasına dokunur.
- AK Parti'nin sosyal medya iletişiminin çok hatalı, bol kazalı olduğunu gördük.
- AK Parti'nin sosyal krizlere dair kurumsal zekasının Başbakan'ın ağır etkisi yüzünden devreye giremediğini gördük.
- AK Parti'nin sandığımız gibi her şeyi "mükemmel" değilmiş.
- Başbakan'ın bu eylemler sürecinde takındığı tavır uluslararası arenada özellikle Suriye, Ortadoğu, AB ülkelerinde imajını sarstı. 11 yıllık özgürlükçü, demokrat, halkın taleplerine önem veren bir lider inşaasını 15 günde alt üst etti.
- Yeni nesil gençler sosyal medyada artık; bizler sayesinde siyasetçilerin yalanlarını anında yüzlerine çarpabilindiği görüldü herkes tarafından.
- Bir korku duvarı yıkıldı. İnsanlar siyasi eleştirilerini bundan sonra rahatlıkla ifade edebileceklerdir.
- Türkiye medyasının basın özgürlüğünden uzak, basın etiğinden uzak, kirliliğe boğulduğunu sadece biz değil tüm dünya tescillemiş oldu.
- Faiz lobisi kavramını hayatımıza soktuk. Onlar kim hala bilmiyoruz.
- Yerel yönetimlerin aslında çok da yerel olamadıklarını gördük.
- Gençler korkmuyor, saygı duyulmasını istiyor.
- Her şeye rağmen, her koşulda dayanışma, merhamet duygularımızın yok olmadığını gördük.
- Divan Oteli gönülleri fethetti.
- Vali Mutlu güvenilirliğini kaybetti.
- Mizahın dibini gördük. 11 yılın adeta hırsı çıktı. Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP için yapmak sıkmışken, Başbakan ve AK Parti için ondan çok daha eğlenceli ürünler ortaya çıktı.
- Her ne koşulda olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına küfredilmemesi gerektiğini öğrendik, öğrettik.
- Bizim bizden başka dostumuz yok; Gezi eylemcileri diğerlerini, diğerleri Gezi eylemcilerini (aslında provokatörleri) suçladı durdu. Varabildikleri nokta "kardeşim" ile biten tatlıya bağlama cümleleri oldu.
- Lider eksenli siyasi partilerin kriz hallerinde bunalıma girdiğini gördük. Lider değil dava hareketleri olmak gerekir.


Demokrasinin gereği olan her tepkiyi demokrasi kuralları çerçevesinde kalmak koşuluyla desteklemeye devam edeceğim. İktidar partisi kim olursa olsun vaatlerinin takipçisi olalım, hakkımızı alalım. Artık sosyal medya ile doğru ya da yanlış bilginin doğrulanması, yaygınlaşması sorun olmaktan çıktı. Siyaset yapanlar ve yapacak olanlar bu yeni dili çok iyi anlamalıdırlar.

Gezi Parkı eylemleri Türkiye demokrasisine çok büyük bir katkı sağlamıştır. İktidar partisinin de bu mesajları almasını temenni ediyorum. Zira almaması halinde başları bundan sonra çok ağrıyacaktır. Yerel yöneticiler halka rağmen (muhalifleri de dikkate alarak) çalışmalar yapmamalıdır. Önümüzdeki seçimlere de yeşil darbe vurulması muhtemeldir, özellikle mevcut belediye başkanları için.

İnsanları özellikle de gençleri artık robot yerine koymaktan vazgeçin! Kimsenin lobisiyle harekete geçmeyiz, ailelerin talebiyle de geri çekilmeyiz. Bunu da akıllar bir kenara not etsin. Lazım olacak ileride.






#direngeziparkı :)





6 Haziran 2013 Perşembe

#DirenGeziParkı Protestosu Ne Anlatıyor?



10. gününe gelen Gezi Parkı protestoları Türkiye'de ciddi bir birikmişliğin de patlama noktası oldu. Bunlar nedir sorusunun cevabını birçok yerde belki okumuş olabilirsiniz ama ben kısa bir özetini de vermek istiyorum bu birikmişliğin.

- Başbakan’ın üslubu
- Topçu Kışlası, Gezi Parkı'na AVM Projesi
- Reyhanlı katliamı
- Kişisel yaşam alanına giren yasaların tümü
- Uludere
- Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu
- 16 9 Plaza Zeytinburnu
- Emek Sineması’nın yıkımı
- Demirören AVM
- İnci Pastanesi
- Alkolik tanımı
- Çapulcu söylemi
- Sanat eserine “ucube” yakıştırması
- AKM’nin yıkılması
- Medya sansürü
- Anayasayı “2 ayyaş yaptı” söylemi
- Sıfır sorun politikasından sapma
- AK Parti’nin güç sarhoşluğu
- Hopa olaylarında eşkıya tanımlaması
- Yaşama müdahale endişesi
- Yüzde 50’yi zor tutuyoruz söylemi
- Kürtaj Yasası
- Şike sürecinde Federasyon’a müdahale ve Spor Yasası’nın 1 günde değiştirilmesi
- Eğitim politikaları
- Yaptım oldu söylemi

Buna ek olarak şahsımı rahatsız eden bir hususta AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu'nun "İnşa döneminde bugüne kadar kendilerine destek veren örneğin liberaller gibi kimselerin olmayacağını" ifade etmesidir.

AK Parti'nin kuruluşunda ismine de ilham veren adalet ve kalkınma kelimelerinden, 2011 yılına kadar adalet kelimesi baskınken bundan sonra kalkınmaya yönelmişlerdir. Yukarıda belirtilen birikmişlik biraz da bundan kaynaklı. Türkiye genelinde ciddi bir şantiyeleşme söz konusu. İstanbul özelinde bu daha fazla ve ciddi bir yeşil tahribatını da beraberinde getirmekte.

Gezi Parkı'nda ise bu hassasiyetin kendini göstermesi sonucu bir gece "marjinal, çapulcu hatta sol örgüt" olarak görülen ama öyle olmayan gençlere biber gazlı saldırı ile püskürtülüp sonuç alınabileceği düşünüldü. Nitekim o günün sabahı ve akşamında hiç de öyle bilinen protestocu kesimin olmadığı anlaşıldı.

AK Parti, özelinde birçok sorunu da barındıran bir siyasi oluşum. Yine de siyasal partiler arasında en iyisi. Muhalefetin yetersizliğidir biraz da onları kendi elleri ile ateşe atan. "Yeter söz milletindir" sözünü anımsatan bir durum söz konusu. Her ne kadar Başbakan % 50 oyunu aldığı kesimi "benim milletim" diyerek genellese de ona oy verenlerin de içinde olduğu bir kesim çeşitli hassasiyetlerle sokağa çıkma, protesto etme hakkını kullanmaya karar verdi.

Gezi Parkı'na gittiğiniz zaman orada bulunanların çok büyük bir oranda hiçbir siyasi partiye mensubiyetinin olmadığını da göreceksiniz. Evet, apolitik olarak addedilen gençlik, farklı bir kaygı ile birden sokağa döküldü. Y kuşağı olarak tabir edilen 1980-1995 arası doğumlu bu gençlerin önemli bir kısmı AK Parti iktidarı ile büyüdü ve seçmen oldu. Hali ile geçmiş onlar için bir hikaye iken an'da yaşadıkları sorunların sorumlusu olarak da Başbakan'ı görüyorlar. Niçin AK Parti'yi değil de Başbakan'ı?

Başbakan siyasal lider tipi olarak otoriter-karizmatik bir kişilik. Üslubu ve hitabeti ile çoğunlukla yaşanılan mağduriyetleri lehine çevirmesini çok iyi bildi ve bu parti oylarına da yansıdı. Bu durum aynı zamanda onu hep ön planda tutan bir hal oldu. Parti içi-dışı, ulusal-uluslararası her hususta Başbakan'ın gözünün içine bakılır olması, yerel yönetimlerin özellikle de İstanbul'da her projeye el atması, belirleyici olması beraberinde sıkıntıyı da getirdi. Vatandaş hep konuda Başbakan'ı gördü. Başarı noktasında haneye artı yazılırken, sokak hareketinde de tepki bizzat Başbakan'a yöneldi. Yani Kasımpaşalılık mağduriyetler konusunda iş yaparken bu defa sorumluluklar ve hesap verme noktasında işe yaramadı. Burada çok önemli bir de not düşelim: Türkiye siyasi tarihinde hiçbir siyasi lidere -ki çok ateşli tartışanlar vardır karşılıklı- meydanlarda ağza alınmayacak küfürler edilmemiş, duvarlara bunlar yazılmamıştır. Eleştiriler siyasi düzlemde kalmıştır. Burada da durup düşünülmesi gereken bir durum söz konusu.

Sokağın ruhunu, dilini anlayabilmeniz için duvar yazılarını mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. (DUVAR YAZILARI) Bununla beraber mizahi yönü çok kuvvetli, baş edilmesi zor bir kitle var. Yayınlanan destek videoları, atılan sloganlar, bestelenen şarkılar da politize olarak görülmesini engelliyor. Kitle ciddi manada eğlenerek protestosunu yapıyor.



Şimdi böylesi bir kitle ile klasik metodlarla mücadele etmeniz biraz zor. Türkiye siyasi tarihi ülke gelişimine paralel olarak da ona uygun liderlerin yönetime gelmesini sağlamıştır. Menderes ve dönem koşulları, Demirel-Erbakan-Özal gibi isimlerin ön plana çıktığı dönemler, Çiller-Yılmaz gibi profillerin Başbakanlıkları ülkenin içinde bulunduğu gelişim dönemlerine uygun gelişmelerdir. Recep Tayyip Erdoğan gibi profillerin 90-2000 arası ortaya çıkışı ise yerel yöneticilerin ülke gündeminde geniş yer bulması, itibar görmesi yine aynı gelişim sürecinin bir parçası. Bu zaman diliminde olgunlaşmasını tamamlayan profiller artık ülke yönetimi için de adı geçen siyasiler olmuştu. Solda da mesela Büyükerşen, Sarıgül gibi isimlerin adı hep dile geldi. Öyle ki CHP'de bu şansını o dönemin şartlarını düşünürsek 2005 yılında Sarıgül ile yakalamıştı. Sarıgül'ün heba ettiği ve siyasi kariyerini çıkmaza sokan olaylı CHP kurultayı Türkiye siyasetinin ve muhalefetinin de kırılma noktasıdır. Erdoğan'ın 2002'den bu yana sürdürdüğü liderliği ile ülke bir gelişim-dönüşüm sürecini devam ettirdi.

Tam da bu zaman aralığında çocukluğunu/gençliğini Erdoğan iktidarıyla yaşayan bir nesil (kullandıkları en güzel ve manalı kelime eyvallah) kimseye eyvallahı olmadığından Gezi Parkı özelinde yukarıda belirttiğimiz benzeri birçok hususun birikiminin patlamasını yaşadı. Bu aslında ülke gelişim-dönüşümünün gereği olan yeni tip siyasi lider arayışının da ilk adımıdır.

Türkiye'de yerel yönetimden gelen siyasi lider olarak sanırım en son Erdoğan olacak. Bu durum Erdoğan'ın başarısızlığı olarak görülmemelidir. Üslubundan kaynaklı hataları olmakla birlikte ülkenin sosyolojik değişiminin de bir gereğidir. Bugün Sarıgül vb. başlak bir profil de gelse mesela CHP başına başarılı olma şansı kalmamıştır. Doğruyu ve yanlışı sosyal medya, internet aracılığıyla kısa sürede öğrenen bu yeni kitle, medyayı da yönlendirme gücünü Gezi Parkı olayları ile artık eline almıştır. Manşetlerle Başbakan getirme/indirme devri tamamen kapanmıştır. Bunlar sevindirici elbette.

Türkiye siyaseti yeni tip lidere evrilme noktasında artık. Gezi Parkı ve gençlik (Y kuşağı) bunu çok güzel öğretiyor. Maalesef siyaset bunu anlamamakta direniyor. Y kuşağının başlattığı bu yeni dönemin tamamlanma sürecini ise şimdinin çocukları 2020 Türkiye'sinin gençleri Z kuşağı tamamlayacak. Z kuşağı hakkında aşağıdaki video bir fikir verir sanırım.



Çok kısaca Y-Z kuşaklarının görmek istediği siyasetçi özellikleri: Samimi, gloCAL (global, local), onurlu, barışçıl, eğitimli, dinleyen, uzlaşmacı, doğacı, dil bilen.


Türkiye'de siyaset yapan, yapmayı düşünenlere bu iki kuşağı enine boyuna iyice uzmanlarından dinlemelerini tavsiye ederim. Onları yönetmek alabildiğine zor. Bu sadece siyaset için değil, iş dünyası için de geçerli. Bu konudaki çalışmalarını yıllardan beri sürdüren EVRİM KURAN'dan mutlaka faydalanmanızı tavsiye ederim.

Gezi Parkı eylemi haklıdır, hak aranırken, demokratik talepleri dile getirirken de haksız duruma düşürecek davranışlardan uzak durulmalıdır. Aynı şekilde hiçbir siyasi grubun da olaydan nemalanmaya çalışarak bayraklarını sallama, asma çabaları da irite edicidir.

Gezi Parkı'nın talepleri de bellidir. Parkın yerine betonlaşma ürünü bir proje istenilmiyor. Bununla beraber Başbakan'ın şahsında da üslup değişikliğine giderek daha saygılı, hoşgörülü, uzlaşmacı davranması bekleniyor.

Son söz: #direngeziparkı


Twitter

Google+ Followers

Videolarım