Ak Parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ak Parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2011 Çarşamba

2011 Genel Seçimleri Değerlendirmesi: "AK PARTİ"

12 Haziran genel seçimleri yüzde 87,1 katılım oranı ve AK Parti'nin yüzde 49,9'luk (325 MV) zaferi ile sonuçlandı. Seçim sonuçlarına göre CHP yüzde 25,91 (135 MV), MHP yüzde 12,99(54 MV), Bağımsız(BDP) yüzde 6,65 (36 MV) oy alabildi. Seçim sonuçları her parti için ayrı bir sürprizi ortaya koydu. "Barajı geçebilecek mi acaba?" denilen MHP, yüzde 12,99 oy alarak bütün tahminleri yanılttı. Ben de açıkçası bu kadarını beklemiyordum. Keza hedefi yüksek koyup yüzde 25,99 oy alan CHP'de de hayal kırıklığı çok büyük oldu. Seçim öncesi 30 puan ve altı gerçekleşirse istifa ederim diyen Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve yardımcısı Gürsel Tekin'in bundan sonraki yol haritalarını nasıl belirleyeceklerini merakla bekliyorum. Yine bir diğer sürpriz ise BDP destekli bağımsızlardan geldi, -ki herhalde yüzde 10 barajını da geçseler 40 civarı vekil çıkarabileceklerdi- 36 milletvekili çıkardılar. Oldukça önemli mesajlar veriyor, onu da BDP'yi konu edineceğim seçim değerlendirme yazımda anlatacağım.
4 bölümde değerlendireceğim seçim sonuçlarını. İlk bölümde AK Parti'nin zaferini ve seçim stratejisine dair gözlemlerimi paylaşmak istiyorum. Evet, şu bir gerçek ki stratejinin merkezinde Recep Tayyip Erdoğan "markası" vardı. Daha önceki genel ve yerel seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de Başbakan Erdoğan'ın süreçteki adımları seçimlerin de kaderini belirledi. Ve tabi bu kader belirleme sürecinde Erdoğan'ın yakın çalışma arkadaşları, danışmanları, siyasal iletişimcileri, araştırmacıları, ve adeta bir makina çark sistemi gibi tıkır tıkır çalışan teşkilatlarının da payı büyük oldu. Yani kısacası zaferin inşasında sağlam, kaliteli malzeme kullanıldı.
Erdoğan'ın sert mizacının ve süreçte attığı bazı adımların, söylediklerinin oy kaybına neden olacağı yargısı dile getirildiyse de bugün anlıyoruz ki hiçbiri plansız, programsız değildi. Belli bir plan dahilinde hareket edildi ve "kesin bilgi" ile hareket edildi. Herhalde en önemli bilinmesi gereken buydu. Bu imajının yanında karar alma süreçleri çok hızlı oldu, teşkilatları da buna ayak uydurdu. Ve tabi bu seçimlerde dikkat çeken birşey de Erdoğan'ın kendisine yakın isimleri ve teşkilatların sevdiği isimleri listelerinde değerlendirmesi oldu. Ahde vefasını bir kez daha göstererek, kimseyi küstürmeden "içerideki" bağı daha da güçlendirdi.
Planlı, Programlı, Projeli
Seçmenin ilgisi "güven" verene oldu. Gerçekten de Erdoğan'ın böyle bir algısı var vatandaşların gözünde. "Dediğini yapan, sözünde duran, işini bilen, akıllı ve yürekli bir adam" algısı seven-sevmeyen herkesin dile getirdiği özellikleri. Doğal olarak 2023 hedefi doğrultusunda ortaya koyduğu projelerde heyecan yarattı. Herhalde bir Kanal İstanbul projesini Kılıçdaroğlu ya da Bahçeli öne sürseydi, seçmen "Cem Uzan vari" bulabilirdi onları. Ama Erdoğan'ın kesinlikle böyle bir algısı olmadı. Bu güven algısı Erdoğan'ın elini daha da kuvvetlendirdi. Bununla birlikte öne çıkan çok şey vardı ama en önemlisi AK Parti bir plan ve program dahilinde hareket ediyordu. Mitinglerin düzeninden, Erdoğan'ın konuşmalarına, son dakika sürprizlerine verilen tepkiden, rakipleri eleştirme biçimi ve dozuna kadar herşey belli ve düzenliydi. Öykü Ajans Başkanı ve siyasal iletişim uzmanı Necati Özkan'ın dediği gibi "önce strateji sonra taktik" kuralını işlettiler. Stratejileri "İstikrar Sürsün, Türkiye Büyüsün; Hedef 2023" söylemi üzerine kuruluydu ve bu hedefin gereği olarak yakalanması gereken oy oranı için de rakipleri alt etmenin çeşitli taktikleri vardı. Hepsi zamanı geldikçe kullanıldı.
Bu seçimde CHP ve kısmen MHP'nin, seçmenin "projesi olana oy verdiği" gerçeğini fark etmeleriyle kendilerini o noktada konumlandırmaları herhalde AK Parti'nin ekmeğine yağ sürmüştür. Proje ve icraatçı olmak vasıfları AK Parti'nin genlerinde mevcuttu, stratejisi olmadan söylemle başarı yakalayacağını düşünen muhalefet partileri nitekim aldıkları sonuçlarla hem başarısız oldular hem de AK Parti'yi daha da kuvvetli hale getirdiler. Bu da AK Parti seçim kampanyasının gözüme çarpan etkili dış faktörlerinden biri oldu.
Haydi bi daha
AK Parti'nin bütün seçim algısı pozitiflik üzerine kurguluydu. Hatırlayın reklam filmlerini, gazete ilanlarını. Hiçbirinde negatif bir algı yoktu. Ve bu noktada rakiplerinin özellikle CHP'nin negatif kampanya stratejisi AK Parti'ye kazandıran başka bir faktör oldu. Var olanı anlattı, olması gerekeni umut enerjisiyle belleklere kazıdı. Hele ki son haftada dönen "haydi bi daha" seçim şarkısının kitleleri çok etkilediği gerçeği ise göz ardı edilemez.
CHP-MHP-BDP İttifakı Vurgusu
Bir önemli olay ise AK Parti'ye karşı CHP-MHP-BDP ittifakı söylemini dile getirmesi oldu. Bunu güçlendiren ve Erdoğan'ın haklılığını ortaya çıkaran iki gelişme oldu. Biri CHP'nin Hakkari mitingi, diğeri de MHP'nin Diyarbakır mitingi. CHP'nin o ildeki etkinliği dikkate alınınca yapılan miting ve sonrasında BDP'li yöneticilerin ifade ettikleri CHP'ye kaybettirirken AK Parti'ye kazandırıyordu. MHP'nin mitinginin ise iki anlamı vardı; birincisi, AK Parti öylesi güvenli bir ortam yarattı ki MHP bile Diyarbakır'da miting yapabiliyor. İkincisi de Erdoğan'ın blok iddiasını güçlendirici tarafı ve tabi MHP liderinin BDP'ye, BDP-CHP arasındaki yakınlaşmaya ve söylemlerine dair tek kelime etmemiş olması. Öylesi sert söylemler dile getirdi ki Habur skandalı bile unutuldu. Enterasan olan sanki akıl tutulması yaşamış gibi muhalefette bunu işlemeyi beceremedi. AK Parti, bu algı sürecini hem çok iyi işledi hem de çok güzel yönetti.
Skandal Kasetler
MHP kasetlerinin bir zaman sonra önüne geçilemez hal almaya başlaması ve müsebbibinin Erdoğan olduğu algısı oluşmaya başlaması AK Parti'yi zora sokacak gibi oldu bir ara. Erdoğan, ilk başlarda kaset konusunda vurduğu MHP'yi, zamanla üzerine kalacağını anlaması üzerine taktik değiştirerek kullanmaktan vazgeçti. Ve burada da algıları yönetebilme becerisini gösterdi. Durumun vehameti ve bilgi eksikliği de MHP'nin bu durumu kullanmasına engel oldu, dahası MHP'de kapanmasını istedi seçimlere kısa bir süre kala.
Mütedeyyin Kesimi Etkileme
Önemli bir etken de yüksek öğrenimde başörtüsü sorununu sessiz sedasız çözmüş olmasıdır. Özellikle SP ve Has Parti başarısızlığında, seçmen kaymasında bunun etkili olduğunu düşünüyorum. Yine bu kesim üzerinde etkili olan Filistin meselesine bakış, Mavi Marmara olayındaki tavır, one minute çıkışı AK Parti'ye kazandıran faktörler oldu.
Demirel ve Ergenekon Algısı
AK Parti'ye kazandıranlardan biri de Ergenokon'dan tutuklu mahkumların CHP ve MHP'den adaylıkları oldu. Erdoğan bunu da yine başarıyla kullandı. Özellikle ismi karanlık olaylarda geçen, şaibeli isimlerin aklanmadan böylesi bir adaylık sürecinde yer alması muhalefeti yaraladı ki mesela İlhan Cihaner ve Prof. Dr. Mehmet Haberla'ın adaylıkları CHP teşkilatlarında bile tepki topladı. Yine bu süreçte Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de CHP üzerindeki etkisi ve toplumdaki algısını AK Parti ve Erdoğan başarıyla yönetti. Bugün yayınlanan Zülfü Livaneli'nin öngördüğü "Demirel'in seçtirdikleri Haberal başkanlığında ya yeni parti kuracak ya da DP'ye geçecek" savı gerçek olursa işte o zaman CHP'de yaşanacak traji komik süreci görenler Erdoğan'ın da haklılığına aynı oranda pay verecek.
Bundan Sonra Ne Yapmalı?
Erdoğan'ın seçim zaferi konuşması da oldukça etkileyiciydi ama bundan öncekiler de öyleydi. Toplumun kaygılı kesimlerini biliyor, dertlerini de biliyor ama giderme noktasında adımları atmakta güçlük çekiyor. Kendi pragmatik yaklaşımını onlardan bekliyor, gelmeyincede sinirleniyor. Bu özelliğini bu dönemde biraz daha törpülemesi ve artık gerçek manasıyla "ustalık" yapması gerekiyor. "Usta olan şikayet etmez, öğretir." Benim Başbakan'dan beklediğim yılmadan, yorulmadan demokratik hakların genişlediği, ekonomik refahın toplumun her kesimine yansıyacağı, kaygı giderici, uzlaşmacı adımları atmasıdır.
Seçimlerin sonuçları AK Parti'ye "çok çalışın, daha çok çalışın ve üretin" derken, diğer yandan da "uzlaşın, çatışmadan kaçının" mesajını da veriyor. Türkiye'deki en demokratik ve temsil gücü yüksek parlamento oldu 24. dönemde. Seçmenin yüzde 96'sı temsil ediliyor, anayasa yapmaya da tam yetkilidir bu meclis. Bu yükün altından kalkamayan iktidar da muhalefet partileri de ezilmeye, yok olmaya mahkum kalacaktır. Hizmet sunmak, çok çalışmak, ekonomik başarı, samimiyet, örgütsel başarı gibi becereleri olan AK Parti'nin ve Erdoğan'ın bundan sonra "uzlaşmacı" tarafını da gölgede bırakma şansı kalmamıştır. Bu dönemde AK Parti uzlaşmaya çabalar muhalefet yanaşmazsa şüphesiz ki bunun mağduriyetini yaşayacaktır ve bir sonraki seçimlerin kaderini de bu belirleyecektir. Diğer işlerdeki becerisini burada da gösterebilirse Türkiye demokratikleşme sürecinde bir adım daha ileri gidecektir. Bölgemizdeki yaklaşımları, güçlü ekonomisi, barışçıl yapısı ile Türkiye'nin önemli bir güç olacağı aşikardır.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Fikir Yoksulu CHP

İletişimde hata yapan kaybetmeye mahkumdur. Eğer bunu bir siyasi parti yaparsa ya da yapmaya devam ederse oy kaybetmesi de kaçınılmazdır. Hele ki rakipleriniz sizin hata yapmanıza gerek kalmadan stratejilerini oluşturmuş ve ona göre mücadelesini veriyorsa sizin yaptığınız hataların bedelinin ağır olması kaçınılmaz.
Bu sözlere yazıya başlamamın sebebi CHP PM üyesi Korkmaz Karaca! Geçtiğimiz gün Ahmet Hakan'ın konuğu olarak CNNTÜRK'de konuk olan Karaca'nın üslubu, karşısındakileri aşağılar şekilde konuşmaları, konuştuklarının da hamasetten öteye gitmediğini izleyenler görmüştür. Kılıçdaroğlu'nun gelişiyle birlikte "değişim" rüzgarlarını estireceği söylenen ve benim de belli noktalarda inandığım CHP'de PM üyesi bir isim, yanındaki konuşmacıya (Barış Yarkadaş), yine Fikri Sağlar'a telefonla bağlanan BDP Milletvekili Bengi Yıldız'a demediğini bırakmadı. İnsan haliyle düşünüyor bu tv programına hem de böylesine hassas bir konu (BDP-CHP ittifakı) gündemdeyken, kim izin verdi de Karaca çıktı kendini bilmez üslubu ile CHP imajını yerle bir etti!
CHP'ye çok yakın bir isimden aldığım bilgiye dayanarak söylüyorum, Korkmaz Karaca'nın bu programa çıkmasına Önder Sav izin vermiş! Evet yanlış duymadınız, Önder Sav. Partinin halkla ilişkiler ve tanıtımdan sorumlu genel başkan yardımcısı dururken Önder Sav'dan izin alıp katılmış Karaca. Ki Karaca'nın PM üyesi olmasında katkısı bulunan ismin de kim olduğunu söylemiş olmama gerek yok sanırım.
O gece yaşanan iletişim kazalarının haddi hesabı yoktu! Yetmedi bir de Gürsel Tekin katıldı canlı yayına. O da başladı PM üyesini azarlamaya. Yaptığı doğru olmasına doğru da yeri yanlıştı. Bu işlerin böyle olmayacağını en iyi bilenlerden biri olması gereken Tekin'in de böylesine bir hata yapıp, gaza gelerek canlı yayına bağlanması CHP'nin iletişim yönetimi adına durumunun vahim olduğunu, belli bir strateji ekseninde hareket etmediklerinin de adeta ispatı.
Wikinomics kitabının yazarı Don Tapscott, "Hükümetlerin ve sistemlerin de mobil internete göre dönüşmesi gerekir. Temel değişiklik kurumsal değil, medeniyet değişimi. Network çağına girildi. Dünyayı yeniden sanayileştirmek gerekir."
Bilgi ekonomisinin giderek güç kazandığı, strtejilerin her anlamda bu yeni ekonomik modele göre düzenlendiği ve pozisyonların alındığı bu zamanda CHP'nin hala iletişim stratejilerini tartışmamız bile durumun vahametini gösteriyor. CHP değişecek mi? Buna inanıyorum ama bu sorudan daha önemli olan bir gerçek "zamanında" gerçekleşecek mi bu!
CHP'nin değişmeyeceğine inanmakla AK Parti için "bunlar Milli Görüşçü, değişmezler" demek arasında hiçbir fark yok! CHP'de elbet değişecek ama bunu partide büyük bir devrim yapmadan beklemek mümkün değil. Klasik iletişim yöntemleriyle, bilgisiz fikir sahibi olan PM üyeleriyle, hep "ben" kaygısıyla kendisini liderinden ve partisinden öne tutan şovmen yöneticileriyle, kafa karıştıran ikircikli durumlar ile, belli bir ideolojinin ekseninde bu çağda hala değişime kapalı tutarak kendilerini "koruyucu" konumuna taşımalarıyla CHP'nin iktidar olma şansı az ile yok arasındadır.
CHP önce "fikir yoksulluğundan" kurtulmalı! Bunu sağlamak için eskileri gönderip yenileri bünyesine katmalı! Geçmişte haksız yere partiden ihraç ettikleriyle yeniden, bütün korkularından sıyrılıp barışmalı, kapılarını onlara açmalı! Politika üreten, "bilgi dayanışması" kültürünü içselleştirmeli. CHP artık bir siyasi parti olmaktan öte siyasetçi yetiştirme merkezi de olmalı. Gençlerden gerçek manasıyla faydalanmalı. Fayda amacı gütmekten de öte onları "anlamalı". Muhalefet etmek ne demek bir defa bunu öğrenmeli. Bir senfoni orkestrası ahenginde hareket etmenin estetiğini ve başarısını yakalayabilmeli CHP!
Yoksa yıllarca "ne olacak bu memleketin hali" diyenlerin, "ne olacak bu CHP'nin hali" deyip, "CHP'yi kurtarma" planlarını her gün dinlemeye devam ederiz...
Anket Sonuçları
Başbakan Edoğan'ın dün ki kapalı grup toplantısında açıkladığı bir anketi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Buna göre bugün seçim olsa; AK Parti'nin oyu yüzde 46.8, CHP yüzde 25, MHP yüzde 12.7, SP yüzde 2, DP yüzde 2, Has Parti 0.7, BBP yüzde 1, BDP ise yüzde 6.
Bu oranlarda gösteriyor ki mevcut hali ile yenileşmenin CHP'ye pek faydası olmamış. Has Parti'yi dikkatle izliyorum. Daha bir ay bile olmadan kurulalı yüzde 1 civarı oy oranını yakalaması, başarılı çalışmaları ve kendilerini iyi konumlandırmaları halinde daha da yukarı çıkacaktır.
Seçimlere 7 ay kala kulisler hareketlendi. Özellikle AK Parti'de kadroların % 60 oranında değişeceği söylentileri şimdiden o cephede hareketliliği de beraberinde getirdi. AK Parti seçimlere hazırlanırken CHP'nin hala kurultayı yapsak mı yapmasak mı modundan kurtulup bir an önce seçim çalışmalarına başlaması gerekiyor. Yoksa sonrası için çok geç olabilir.
Öğretmenler Günü
Öğretmenler Günü, okul aile birliklerinin, öğrencilerin "öğretmenlerine" hediye aldıkları sıradan bir gün olmaktan çıkmalı artık. Mutsuz ve umutsuz olan öğretmenlerimize, öğretmen adaylarımıza daha iyi şartlarda eğitim verme imkanlarının verildiği, "öğretmekten" başka bir şey düşünemediği günlere de kavuşacağız inşallah. Bütün öğretmenlerimizin gününü kutlarım. Umutsuzluğa kapılmadan gelecek nesilleri yetiştiren o akıllara sağlık diler, ellerinden öperim.

23 Haziran 2010 Çarşamba

SEÇMEN ANKETİ SONUÇLARI

Malum Türkiye siyaseti anlık çok hızlı gelişmelere sahne oluyor. Gündem çok yoğun, terör sorunu yine ülkenin tansiyonunu yükseltmiş durumda. Bu noktada tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Şahsım adına tüm şehitlerimize ve gazilerimize minnet duygularımı ifade ederim.
Bir diğer önemli gelişme ise Türkiye Değişim Hareketi'ni hafta sonu partileştirmeyi düşünen
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün partiyi kurmayacağını açıklaması ve günün CHP'ye
destekleme günü olduğunu ifade etmesiydi.
16-23 Haziran tarihleri arasında yine bu sayfamda yayınladığım ve duyurusunu Facebook, Friendfeed, Twitter üzerinden yaptığım seçmen anketimin sonuçlarını açıklamadan önce katılım gösteren ve yayılmasında destek veren arkadaşlarıma teşekkür ederim. Katılımcıların %32'sinin Facebook, %30 FriendFeed, %20'sinin direkt, %18'inin Twitter üzerinden olduğunu belirtmek isterim öncelikle. Toplamda 6 soru sormuştum. Bu 6 soruya verilen cevapları grafik şeklinde yanlarında rakamsal sonuçlarını sırasıyla aşağıda olduğu gibi görebilirsiniz.
Not: Grafiklerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.
Diğer seçeneğinde AK Parti diyenlerin sayısı 42, CHP diyenlerin sayısı 14 olarak görünüyor.
Diğer partiler ise EDP, Saadet Partisi, TDH, BTP.

4 Ağustos 2009 Salı

Türkiye’de Siyasal, Toplumsal, Ekonomik ve Kültürel Gelişmeler

Genar geçtiğimiz günlerde yaptığı bir kamuoyu yoklamasının sonuçlarını açıkladı. Araştırma; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya Konya, Adana, Gaziantep, Samsun, Kayseri, Manisa, Mardin, Malatya, Erzurum, Van, Diyarbakır ve Trabzon illerinde örneklem 1560 kişi ile yüzyüze yapılarak gerçekleştirilmiş.
Araştırmada ilk göze çarpan husus, hükümetin de, küçük partiler hariç, muhalefetin de gücünü koruduğu olmuştur. İkinci olarak, sivil- asker ilişkileri, darbe belgesi, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması, mayınlı arazilerin durumu gibi konularda toplum herkesi sağduyulu olmaya çağırmaktadır. Üçüncü bir diğer önemli tartışma mevzusu da, darbeciliğin ülkemizde yeri kalmadığına dair yaklaşımın dikkat çektiğidir.
Bu bağlamda, yapılan araştırmadan elde edilen bulgulara dair kısa değerlendirmeler:
SİYASİ PARTİLER DURUMLARINI KORUMAKTADIR: Muhtemel bir milletvekilliği seçiminde hem iktidar partisi olarak AK PARTİ’nin hem de anamuhalefet partisi olarak CHP’nin oylarını artıracağı anlaşılmaktadır. AK PARTİ %41.8’e, CHP ise %25.4’e yükselmiş gözükmektedir. MHP, DTP ve SP’nin de oylarını sabitlediği söylenebilir. Buradan anlaşılan, son seçimde kendini ispat etmiş olan partilerin güçlerini korumaya devam ettiği, erimiş olan küçük partilerin erimeye devam ettiği ve diğer partileri beslediğidir.
EN BÜYÜK ŞEHRİN BAŞKANI EN BAŞARILI BAŞKAN: Türk toplumuna göre Türkiye’nin en başarılı beş büyükşehir belediye başkanı Kadir Topbaş, Aziz Kocaoğlu, Melih Gökçek, Aytaç Durak ve Yılmaz Büyükerşen’dir.
POTANSİYEL LİDER MUSTAFA SARIGÜL: Toplumun %14.6’sı mevcut siyasi liderler dışında potansiyel lider olarak gördükleri birileri olduğunu söylemektedir ve ilk sırada %32.5 ile Mustafa Sarıgül ismi vardır.
ERGENEKON LİSTEDEN DÜŞMÜYOR: Türk toplumu son üç ayın en önemli gündem maddeleri olarak küresel mali krizi, Ergenekon soruşturmasındaki yeni gelişmeleri, Ergenekon’la ilişkilendirilen cephanelikleri, darbe belgesini ve PKK saldırıları sonucu verilen şehitleri öne çıkarmıştır.
KRİZ KEMER SIKTIRDI: Krizin sosyo-ekonomik etkilerine bakıldığında, toplumun önemli ölçüde masraflarını kıstığı anlaşılmaktadır. Zira, katılımcıların %71.5’i yakınlarına hediye alma harcamalarında, %71.9’u kişisel bakım harcamalarında, %73.9’u gıda-sağlık-eğitim gibi temel harcamalarda, %76.9’u ise sinema-tiyatro-konser-gezi gibi sosyal ve kültürel harcamalarda kesintiye gitmiştir. Krizin sosyal etkilerine dair sorulan “son 5-6 ayda ekonomik krizin etkileriyle yakın çevrenizle olan ilişkilerinizde olumsuzluklar yaşadınız mı” sorusuna katılımcıların %69.3’ü olumsuzluklar yaşadıkları yönünde cevap vermişlerdir. Toplumsal olarak bakıldığında, katılımcıların %59.6’sı yaşanmakta olan küresel ekonomik krizin dibe vurduğu ve ekonominin bundan sonra iyiye doğru bir çıkış yakalayacağı düşüncesine katılmadığı görülmektedir. Katılımcıların %46.9’u hükümetin ekonomik krize karşı uygun politikalar üretmediğini düşünmektedir. Uygun politikalar ürettiğini düşünenler ise %26.6 kadardır.
BELGE KONUSUNDA KAFALAR KARIŞIK: Toplumun %45.3’ü hükümeti darbe yoluyla düşürme belgesi olarak gündemde yer alan belgenin gerçek olduğunu düşünürken %54.7’si böyle düşünmemektedir.
KENAN EVREN REFERANDUMU KAYBETTİ: Darbecilerin yargılanması konusunu halka sormak gerektiği yönünde açıklamalar yapan Kenan Evren halkoylamasını kaybetmiş gözükmektedir. Zira, katılımcıların %61’i darbecilerin yargılanması gerektiğini düşünmektedir. Buna paralel olarak %66.4’ü de 28 Şubat 1997’de darbe yapmayı planlayanların yargılanmasını istemektedir. Bunun anlamı, artık ülkemizde Türk toplumu darbeye geçit vermeyecek demektir.
ÇOĞUNLUK SİVİL MAHKEMEDEN YANA: Askeri personelin sivil mahkemelerde yargılanmasına imkan veren yasanın onaylanması ile ilgili soruya %60.4 oranında destek gelmiştir.
CUMHURBAŞKANI BAŞARILI: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e dair başarı algılamasında toplumun %66.2’si kendilerini başarılı bulmaktadır.
TOPLUM DEĞİŞİMİ SEVDİ: Son yerel seçim sonrasında yapılan kabine değişikliğinin beğeni durumu sorulduğunda, katılımcıların %31.7’si yeni kabineyi beğendiğini, %32.7’si kısmen beğendiğini söylerken, beğenmediğini söyleyenler %35.6 olmuştur.
AB BİZİ ALDATIYOR: Toplumda AB ile ilgili algılar ve yargılar zaman zaman değişse de, her zaman dikkatleri çekmeye devam etmektedir. Bu bağlamda, katılımcıların %89.2’si AB’nin gerçekte Türkiye’yi üyeliğe kabul etmek istemediği ve bizi oyaladığı görüşünde olduğunu söylemektedir.
SURİYE SINIRINDAKİ MAYINLI ARAZİYİ TSK TEMİZLEMELİ: Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi ile ilgili olarak hükümetin tavrının olumlanma oranı %53.5’tir. Ayrıca, katılımcıların %58.4’ü de mayınlı arazilerin temizlenip İsrail’e kullandırılacağı yönündeki muhalefet görüşüne katılmadığını belirtmektedir. Suriye sınırındaki mayınların temizlenme işinin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılmasını isteyenler %88.9, bir Türk şirket tarafından temizlenmesini isteyenler %52.3 iken; İsrail, ABD, Almanya, İngiltere veya Suriye tarafından yapılamasını kabul edenler %2-3-4 seviyesinde kalmaktadır. Yani, toplum “sofrayı kuran kaldırsın” demiş olmaktadır.
HÜKÜMETİN BAŞARISI %50 BANDININ ÜZERİNDE: AK PARTİ hükümetine dair çeşitli konulardaki başarı algısına bakıldığında toplumun %57.7’si sosyal yardımlar, %56.5’i çetelerle mücadele, %52.3’ü terörle mücadele, %51.4’ü dış politika, %48.1’i demokratikleşme ve %48.1’i ekonomi alanlarında hükümeti başarılı bulmaktadır. Bu oranların tamamının hükümetin son seçimde aldığı il genel meclisi oy oranın üzerinde olduğu dikkat çekmektedir. AK PARTİ hükümetine dair genel başarı algısı %54.3 iken bu değer CHP için %32.8, MHP için 27.2, SP için %14 ve DTP için %11.9’dur.
ORDU EN GÜVENİLİR KURUM: Kurumlara güven sorgulamasında ordu %82.0 ile birinci sırada yer almaktadır. Ardından %68.6 ile cumhurbaşkanlığı, %65.5 ile yargı, %65 ile TBMM, %55.2 ile hükümet, %36.9 ile medya, %36 ile YÖK ve %32.4 ile muhalefet partileri gelmektedir.
2010 KÜLTÜR BAŞKENTİ TÜRKİYE’DE BİLİNMİYOR Katılımcıların %86.8’i 2010 yılında İstanbul’da gerçekleşecek olan uluslararası organizasyonun ne olduğunu bilmediğini ifade etmiştir. Bildiğini söyleyen %13.2’lik kitle kültür başkenti, Avrupa başkenti, medeniyetler ittifakı, dünya kültür başkenti, İstanbul medeniyetler ve kültürler buluşması gibi dağınık ve olayın tam adını veremeyen ifadeler kullanmışlardır.
Liderlerin en belirgin özelliklerini düşünerek her bir lideri bir ifadeyle özdeşletirir misiniz? sorusuna ise verilen cevaplar;
Share/Save/Bookmark

Twitter