6 Haziran 2013 Perşembe

#DirenGeziParkı Protestosu Ne Anlatıyor?



10. gününe gelen Gezi Parkı protestoları Türkiye'de ciddi bir birikmişliğin de patlama noktası oldu. Bunlar nedir sorusunun cevabını birçok yerde belki okumuş olabilirsiniz ama ben kısa bir özetini de vermek istiyorum bu birikmişliğin.

- Başbakan’ın üslubu
- Topçu Kışlası, Gezi Parkı'na AVM Projesi
- Reyhanlı katliamı
- Kişisel yaşam alanına giren yasaların tümü
- Uludere
- Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu
- 16 9 Plaza Zeytinburnu
- Emek Sineması’nın yıkımı
- Demirören AVM
- İnci Pastanesi
- Alkolik tanımı
- Çapulcu söylemi
- Sanat eserine “ucube” yakıştırması
- AKM’nin yıkılması
- Medya sansürü
- Anayasayı “2 ayyaş yaptı” söylemi
- Sıfır sorun politikasından sapma
- AK Parti’nin güç sarhoşluğu
- Hopa olaylarında eşkıya tanımlaması
- Yaşama müdahale endişesi
- Yüzde 50’yi zor tutuyoruz söylemi
- Kürtaj Yasası
- Şike sürecinde Federasyon’a müdahale ve Spor Yasası’nın 1 günde değiştirilmesi
- Eğitim politikaları
- Yaptım oldu söylemi

Buna ek olarak şahsımı rahatsız eden bir hususta AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu'nun "İnşa döneminde bugüne kadar kendilerine destek veren örneğin liberaller gibi kimselerin olmayacağını" ifade etmesidir.

AK Parti'nin kuruluşunda ismine de ilham veren adalet ve kalkınma kelimelerinden, 2011 yılına kadar adalet kelimesi baskınken bundan sonra kalkınmaya yönelmişlerdir. Yukarıda belirtilen birikmişlik biraz da bundan kaynaklı. Türkiye genelinde ciddi bir şantiyeleşme söz konusu. İstanbul özelinde bu daha fazla ve ciddi bir yeşil tahribatını da beraberinde getirmekte.

Gezi Parkı'nda ise bu hassasiyetin kendini göstermesi sonucu bir gece "marjinal, çapulcu hatta sol örgüt" olarak görülen ama öyle olmayan gençlere biber gazlı saldırı ile püskürtülüp sonuç alınabileceği düşünüldü. Nitekim o günün sabahı ve akşamında hiç de öyle bilinen protestocu kesimin olmadığı anlaşıldı.

AK Parti, özelinde birçok sorunu da barındıran bir siyasi oluşum. Yine de siyasal partiler arasında en iyisi. Muhalefetin yetersizliğidir biraz da onları kendi elleri ile ateşe atan. "Yeter söz milletindir" sözünü anımsatan bir durum söz konusu. Her ne kadar Başbakan % 50 oyunu aldığı kesimi "benim milletim" diyerek genellese de ona oy verenlerin de içinde olduğu bir kesim çeşitli hassasiyetlerle sokağa çıkma, protesto etme hakkını kullanmaya karar verdi.

Gezi Parkı'na gittiğiniz zaman orada bulunanların çok büyük bir oranda hiçbir siyasi partiye mensubiyetinin olmadığını da göreceksiniz. Evet, apolitik olarak addedilen gençlik, farklı bir kaygı ile birden sokağa döküldü. Y kuşağı olarak tabir edilen 1980-1995 arası doğumlu bu gençlerin önemli bir kısmı AK Parti iktidarı ile büyüdü ve seçmen oldu. Hali ile geçmiş onlar için bir hikaye iken an'da yaşadıkları sorunların sorumlusu olarak da Başbakan'ı görüyorlar. Niçin AK Parti'yi değil de Başbakan'ı?

Başbakan siyasal lider tipi olarak otoriter-karizmatik bir kişilik. Üslubu ve hitabeti ile çoğunlukla yaşanılan mağduriyetleri lehine çevirmesini çok iyi bildi ve bu parti oylarına da yansıdı. Bu durum aynı zamanda onu hep ön planda tutan bir hal oldu. Parti içi-dışı, ulusal-uluslararası her hususta Başbakan'ın gözünün içine bakılır olması, yerel yönetimlerin özellikle de İstanbul'da her projeye el atması, belirleyici olması beraberinde sıkıntıyı da getirdi. Vatandaş hep konuda Başbakan'ı gördü. Başarı noktasında haneye artı yazılırken, sokak hareketinde de tepki bizzat Başbakan'a yöneldi. Yani Kasımpaşalılık mağduriyetler konusunda iş yaparken bu defa sorumluluklar ve hesap verme noktasında işe yaramadı. Burada çok önemli bir de not düşelim: Türkiye siyasi tarihinde hiçbir siyasi lidere -ki çok ateşli tartışanlar vardır karşılıklı- meydanlarda ağza alınmayacak küfürler edilmemiş, duvarlara bunlar yazılmamıştır. Eleştiriler siyasi düzlemde kalmıştır. Burada da durup düşünülmesi gereken bir durum söz konusu.

Sokağın ruhunu, dilini anlayabilmeniz için duvar yazılarını mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. (DUVAR YAZILARI) Bununla beraber mizahi yönü çok kuvvetli, baş edilmesi zor bir kitle var. Yayınlanan destek videoları, atılan sloganlar, bestelenen şarkılar da politize olarak görülmesini engelliyor. Kitle ciddi manada eğlenerek protestosunu yapıyor.



Şimdi böylesi bir kitle ile klasik metodlarla mücadele etmeniz biraz zor. Türkiye siyasi tarihi ülke gelişimine paralel olarak da ona uygun liderlerin yönetime gelmesini sağlamıştır. Menderes ve dönem koşulları, Demirel-Erbakan-Özal gibi isimlerin ön plana çıktığı dönemler, Çiller-Yılmaz gibi profillerin Başbakanlıkları ülkenin içinde bulunduğu gelişim dönemlerine uygun gelişmelerdir. Recep Tayyip Erdoğan gibi profillerin 90-2000 arası ortaya çıkışı ise yerel yöneticilerin ülke gündeminde geniş yer bulması, itibar görmesi yine aynı gelişim sürecinin bir parçası. Bu zaman diliminde olgunlaşmasını tamamlayan profiller artık ülke yönetimi için de adı geçen siyasiler olmuştu. Solda da mesela Büyükerşen, Sarıgül gibi isimlerin adı hep dile geldi. Öyle ki CHP'de bu şansını o dönemin şartlarını düşünürsek 2005 yılında Sarıgül ile yakalamıştı. Sarıgül'ün heba ettiği ve siyasi kariyerini çıkmaza sokan olaylı CHP kurultayı Türkiye siyasetinin ve muhalefetinin de kırılma noktasıdır. Erdoğan'ın 2002'den bu yana sürdürdüğü liderliği ile ülke bir gelişim-dönüşüm sürecini devam ettirdi.

Tam da bu zaman aralığında çocukluğunu/gençliğini Erdoğan iktidarıyla yaşayan bir nesil (kullandıkları en güzel ve manalı kelime eyvallah) kimseye eyvallahı olmadığından Gezi Parkı özelinde yukarıda belirttiğimiz benzeri birçok hususun birikiminin patlamasını yaşadı. Bu aslında ülke gelişim-dönüşümünün gereği olan yeni tip siyasi lider arayışının da ilk adımıdır.

Türkiye'de yerel yönetimden gelen siyasi lider olarak sanırım en son Erdoğan olacak. Bu durum Erdoğan'ın başarısızlığı olarak görülmemelidir. Üslubundan kaynaklı hataları olmakla birlikte ülkenin sosyolojik değişiminin de bir gereğidir. Bugün Sarıgül vb. başlak bir profil de gelse mesela CHP başına başarılı olma şansı kalmamıştır. Doğruyu ve yanlışı sosyal medya, internet aracılığıyla kısa sürede öğrenen bu yeni kitle, medyayı da yönlendirme gücünü Gezi Parkı olayları ile artık eline almıştır. Manşetlerle Başbakan getirme/indirme devri tamamen kapanmıştır. Bunlar sevindirici elbette.

Türkiye siyaseti yeni tip lidere evrilme noktasında artık. Gezi Parkı ve gençlik (Y kuşağı) bunu çok güzel öğretiyor. Maalesef siyaset bunu anlamamakta direniyor. Y kuşağının başlattığı bu yeni dönemin tamamlanma sürecini ise şimdinin çocukları 2020 Türkiye'sinin gençleri Z kuşağı tamamlayacak. Z kuşağı hakkında aşağıdaki video bir fikir verir sanırım.



Çok kısaca Y-Z kuşaklarının görmek istediği siyasetçi özellikleri: Samimi, gloCAL (global, local), onurlu, barışçıl, eğitimli, dinleyen, uzlaşmacı, doğacı, dil bilen.


Türkiye'de siyaset yapan, yapmayı düşünenlere bu iki kuşağı enine boyuna iyice uzmanlarından dinlemelerini tavsiye ederim. Onları yönetmek alabildiğine zor. Bu sadece siyaset için değil, iş dünyası için de geçerli. Bu konudaki çalışmalarını yıllardan beri sürdüren EVRİM KURAN'dan mutlaka faydalanmanızı tavsiye ederim.

Gezi Parkı eylemi haklıdır, hak aranırken, demokratik talepleri dile getirirken de haksız duruma düşürecek davranışlardan uzak durulmalıdır. Aynı şekilde hiçbir siyasi grubun da olaydan nemalanmaya çalışarak bayraklarını sallama, asma çabaları da irite edicidir.

Gezi Parkı'nın talepleri de bellidir. Parkın yerine betonlaşma ürünü bir proje istenilmiyor. Bununla beraber Başbakan'ın şahsında da üslup değişikliğine giderek daha saygılı, hoşgörülü, uzlaşmacı davranması bekleniyor.

Son söz: #direngeziparkı


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Twitter

Google+ Followers

Videolarım