15 Ocak 2013 Salı

Erdemli Güç İdeali -2


Bir önceki yazımda Erdemli Güç İdeali’nin Cumhurbaşkanı Gül tarafından dile getirilişine ve tanımlamasına yer vermiştim. Bu yazıda benim gözümden erdemli güç idealinin gerçekliğine ve Türkiye’nin bu ideale uyumluluğuna değineceğim.

Türkiye özellikle son 10 yıllık zaman dilimi ve beraberinde dünyanın bizi ilgilendiren, ilgilendirmeyen tüm koşulları ile siyasi ve ekonomik önemli bir gücü haline geldi. Bu güçlü olma hali, Türkiye’nin cumhuriyet tarihi boyunca dersine çalışmadığı yerleri net bir biçimde ortaya çıkarırken, aynı zamanda tarihsel bir birikimin ve jeopolitik koşullarının en büyük güç faktörü olduğunu da gözler önüne seriyor. Türkiye konumu itibariyle her daim stratejik bir öneme sahipti. Bu önem bugüne kadar potansiyelini koruyor, kinetik bir kimliğe bürünemiyordu. Son on yıllık zaman dilimi içerisinde bu hareketlilik kazandırılmış, aynı zamanda yol alırken eksiklikler de gözle görülür hale gelmiştir. Krediyi sadece siyasilere vermek de haksızlık olur; iş, kültür-sanat, spor, stk’lar da aynı çalışkanlık ve kararlılıkla bu sürecin motor gücü oluyorlar.

Türkiye kimliği itibariyle Müslüman bir ülke ve İslam dünyasının saygı gören bir modeli. Aynı zamanda Batı’nın da İslam dünyasındaki kendi değerlerine en yakın bulduğu ülke. Batı ile İslam dünyası arasındaki bir köprü. Türkiye’nin siyasi liderlerinin çoğunluğu da İslam değerleri ile büyürken, Batı tecrübesi ile de kendilerini beslemiş kişilerden oluşmaktadır. Bugün hem yurt içinde hem yurt dışında sadece siyasi kişiler değil, pek çok alanda bu beslenişin çok sayıda başarılı örneği mevcuttur.

Bütün bu insan kaynağı niteliği ve hedeflenen gayeler ile Türkiye, büyüyen ekonomisi, etkili sivil toplum gücü, kimliğinin asli gereklerine odaklanarak daha güçlenen ordusu, iş dünyasının aldığı uluslararası inisiyatifler ile bir güç olduğunun farkında. Peki, bu güç nasıl bir güç? Türkiye’yi nereye kadar götürebilecek? Kimler bunun farkında?

Bu güne kadar gelinen noktanın bundan sonra başarılı şekilde devam ettirilmesinin önemli bir kriteri Türkiye’nin komşularıyla sıkı diyalog içinde olması ve dünyanın her yanı ile eş zamanlı iletişim halinde kalmasıdır. Türkiye, bireysel ve toplumsal olarak hayal dünyasının sınırlarını genişletmek, iletişim alanımızı sadece komşularımızla sınırlandırmamak zorunda. Bütün bu iletişim ve ilişkilerin temelinde de insani duyguların en temel ilkelerinden olan doğruluğu, adaleti, iyiliği benimsemeli; bu ilkeler ışığında İslamiyet’in ahlaki değerlerini de asla ihmal etmemelidir. Türkiye’nin bu süreçte demokratik bir ülke olmasının gerekliliği olarak adaletsiz, haysiyetsiz ve aşağılayıcı bir politikayı hiçbir alanda uygulaması mümkün değildir. Bu da Cumhurbaşkanı Gül’ün işaret ettiği “erdemli güç” olma yoluna sokuyor bizi.

Denilebilir ki aslolan güçtür, onu nasıl elde ettiğinizin bir önemi yoktur. Ama an’da gücün önemi büyükken zamanda erdem’in önemi ve değeri daha da artıyor. Türkiye’nin uluslararası sorunlarda güçlü olandan yana değil, haklı olandan yana tavır alması ve sesini gür çıkarabilmesi bu erdemlilik ilkesi ile açıklanabilir ancak. Dünyanın da buna ihtiyacı var artık. İçinden çıkılamaz siyasi, iktisadi meselelerin ve toplumsal uyuşmazlıkların çıkış yolu işte bu erdemli öğretidir. Türkiye cumhuriyet tarihi boyunca bu özkaynağının farkında olmadan, sadece Batı hayranlığına girişerek bir akıl tutulması yaşamıştır. Oysa şimdi; Batının aklını İslamiyet’in kalbi ile yoğurma uyanışını yaşamaktadır. Bu yetenek ve değer birlikteliğinin farkına varmıştır. Yine onlardan edindiği birikimleri onlar için kullanma erdemliliğini de gösterme maharetindedir.

Bu ideali gerçekleştirirken, kendi içindeki sorunları da gidermelidir. Demokrasisini sağlam temeller üzerine oturtmalıdır. Türkiye daha nasıl sağlıklı büyür, toplumsal mutluluğa nasıl erişir sorularına cevap vermelidir. Başta Anayasa olmak üzere siyasi partiler kanunu ve seçim kanununun değiştirilmesi, eğitim ve yargı reformunun gerçekleşmesi, sanat ve sporda uluslararası çapta organizasyonların gerçekleştirilmesi, turizmin özkaynaklar çerçevesinde yeniden ve yerelden ulusala planlanması, yaratıcılığın teşvik edilmesi, üniversitelerin hem yönetenleri düzeyinde revize edilmesi hem de düşünen-üreten-gerçekleştiren olma kabiliyetine eriştirilmesi, bilim ve sanayi de ar-ge çalışmalarının desteğinin arttırılması ve daha da teşvik edilmesi, iç siyasette düşman yaratma süreçlerinin sonunun getirilmesi ve terör sorununun ortadan kaldırılması, vergi adaletinin sağlanması, askeri alanda yumuşak güç ve akıllı gücün sentezi yapılarak yeni stratejiler geliştirilmesi olmazsa olmazımızdır.

Küresel de stratejik dengeler yer değiştirirken bizim iç meseleler yüzünden bu süreçte çırak kalmamız kabul edilemezdir. Türkiye’nin bu yeni güç konseptini ( erdemli güç ) ivedi benimsemesi gerekmektedir. Türkiye’de hemen herkese ilk değişmesi gereken şey sorulduğunda alınan ilk cevap olan ‘zihniyet değişimi’nin de mutlaka gerçekleşmesi gerekiyor. Türkiye’nin artık hiçbir şeyi uzaktan izlemesi mümkün değildir. Bölgesinde ve uluslararası tüm alanda sadece siyasi ve askeri seçenekler arasında sıkışmış bir Türkiye olmaktan çıkmalı, gelir farklılıklarını azaltacak işbirliği mekanizmalarının da öncüsü olmalıdır. Tüm dünyanın barış ve refah içinde yaşamasının gerekliliği siyasi, askeri, ekonomik entegrasyon ve işbirliği mekanizmasının hayata geçirilmesi ile mümkündür.

Statükoyu korumaya çalışanlar dünyanın yol aldığı tarihin bu hızlı akış sürecinin dışında kalacaklar. Tutarlı bir stratejik planlama ile uluslararası alanda kendisine gerçekçi bir rol biçen Türkiye, önümüzdeki on yıllarda küresel gelişmeleri yönlendirebilecektir. Bunu yapmayan, statik yaklaşanlar ve statükoyu korumaya çalışanlar hangi alanda olursa olsun tarihsel akışın dışında kalacaklardır. Türkiye Avrupa ya da ABD merkezli bir düzenden, küresel odaklı, güç merkezlerini çoğaltan, adil ancak muktedir bir düzenin öncüsü olmak zorundadır. Dünyanın sorunları artık herkesi ilgilendiren ve birbiri ile çok iç içe geçmiş vaziyettedir. Ve bu sorunların sadece savaş yapmak suretiyle çözülebilmesi mümkün değildir. Silahlı kuvvetlerin bir misyonunun da barışı korumak olduğu akıllardan çıkarılmamalıdır.

Bireysel olarak Türkiye’de yaşayan her vatandaşın da bu erdemli güç ideali doğrultusunda demokratik, ekonomik ve siyasi reformların en güçlü takipçisi olmak zorundadır. Demokrasi, bir ülkenin istikrar, refah ve güvenliğinin en büyük teminatıdır. Gelişmiş bir demokrasi, anayasal düzen içinde tüm kurum ve kuruluşlar bakımından fren ve denge sistemlerinin hâkim olduğu, hukukun üstünlüğü ilkesi zemininde temel hak ve özgürlüklerin herkes için kıskançlıkla korunduğu, adaletin gecikmeden tecelli ettiği bir düzendir.

Türkiye bu anlamda bir “yakalama” ve “öne geçme” fırsatı elde etmiştir. Ülkemizin, değerlere dayalı ekseni ve 360 derecelik ufkuyla bundan sonra da adil ve demokratik bir yeni küresel düzenin tesisi yönündeki çabalarını aynı azim ve kararlılıkla devam etmesi elzemdir. Milletçe siyasi, ekonomik, askerî, teknolojik, bilimsel ve kültürel alanda topyekûn bir “yakalama” ve “öne geçme” mücadelesini kararlılıkla sürdürmemiz gerekmektedir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Twitter

Google+ Followers